7 Aralık 2009 Pazartesi

Sabırsız mıyız?


Sanırım ve korkarım yeni nesil olarak çok sabırsızız. Iletişim hızı ve teknolojinin hayatımızdaki etkisi arttıkça biz de sabırsızlaşıyoruz. Eskiden bırakın uluslararası telefon açmayı, şehirlerarası bir arama yapmak için dakikalarca hattın santral üzerinden karşı tarafa bağlanmasını bekleyen önceki nesil, şimdiki neslin yaptıklarını gördükçe şaşırıyor, anlam veremiyor. Mail server'ı arıza yapar, mail alamayız, 2. dakikada isyan başlar. Bilgisayar çöker, anakart yanar, o akşam kişi için hayat durur, sabredilemez, internet cafeye gidilir. Cep telefonu çekmez, operatöre düz gidilir, isyan başlar. Kabul ediyorum ki internet ve her türlü telekomünikasyon sistemi, gerçekten hayatımızı kolaylaştırıyor, her şeyi hızlandırıyor. Ama, aması var. Hız arttıkça hem sosyal hayatımızda, hem de iş hayatımızda zamana karşı yarış daha çekişmeli hale geliyor. Bu da stres anlamına geliyor. Kıssadan hisse : Gittikçe boka batıyoruz, allah yardımcımız olsun.. Amin..

10 Kasım 2009 Salı

Polyannacılığa Giriş - 1


















Polyanna tecavüze uğramış, "Olsun buna da şükür, en azından gö.ü kurtardık" demiş..

Polyannacılık felsefesinin en temel mihenk taşıdır bu söz. Tabii bu sözde bahsi geçen tek harfi yolculuğa çıkmış organımızın görme organımız olmadığını herkes bilebilir. Hayatta farkında olarak veya olmayarak çok sık şekilde Polyannacılık oynuyoruz. Bardağın dolu tarafına bakmak olarak da algılanabilecek bu aktivite, bize psikolojik pohpohlar sağlamaktan öteye gidemiyor.

Konuya tamamen farklı bir bakış açısı getirmek istiyorum. Çok ciddi bir dini inancım olmasa da konuyu biraz buraya bağlayacağım. Şimdi düşünün; çoğu zaman sıkıştığımızda kime sığınırız? Allah'a.. Bizi zor durumdan kurtarması için bir anda dini bütün bir kula dönüşür, bildiğimiz duaları etmeye başlarız. O da bizi duyar ve yardım eder, paçayı kurtardıktan sonra bazen unuturuz ama çoğu zaman da şükrederiz, teşekkür ederiz. Şimdi, Polyannacılık'ta temel kavram nedir? Her kötü ahval ve şerait içinde dahi teselli olacak iyi bir detay bulabilmek. Domuz gribi salgını çıkar, "eh en azından temizlik kavramımız gelişiyor, ellerimizi daha çok yıkıyoruz" deriz.. Kolumuzu kırarız, yüz felci oluruz veya ateşler içinde kalırız, "eh buna da şükür, en azından çaresi olan hastalıklar bunlar" deriz. Peki biz bunu diyince Allah bu işe ne der? "Madem bu kadar şükrediyorsunuz, alın size bir salgın daha //alın size bir kol kırığı veya yüz felci daha". Biz şükrettikçe yenileri gelir. Ve şanslıysak, günün birinde bu dünyadan göçüp gittiğimizde arkamızdan ne derler? "Eh buna da şükür, en azından fazla acı çekmeden küt diye gitti".

Meksika Gribi (Domuz Gribi)
















Meksika Gribi (Domuz Gribi) paniği tam gaz devam ediyor. Aşının ne kadar olumlu ve olumsuz etkileri olduğu tartışılırken bir anda konunun gövdesinden yeni dallar budaklanmaya başladı. Amerika'da uygulanan aşıyla bizde uygulanan farklıymış, bizdekinin yan etkileri daha farklıymış derken devlet erkanının değişik kademeleri, aşıya karşı negatif bakış açılarını bizle paylaştılar. Tüm bu tartışmalar devam ededursun, ben halen bu gribin de "Kuş Gribi" veya "Sars" gibi eski salgın hastalıklar gibi bir pazarlama mucizesi olduğuna inanıyorum. Dünyada yılda 100binlerce kişi gripten ölürken şu ana kadar domuz gribinden 6000 kişinin ölmüş olması, basit bir istatistikten öteye gitmiyor benim için. Ha, gün olur, devran döner, bu satırların yazarı domuz gribi olur, o zaman bu sayfaya bir de kapak resmi koyarız, olur biter. Eğer bazı yaygaracıların söylediği gibi bu hastalık ciddi bir salgın aşamasına geçecekse, maske - eldiven türü uygulamaların yeterli olabileceğini hiç zannetmiyorum. Biz en iyisi elimizi sık sık yıkayalım, bari en azından temizlik anlayışımızda bir kademe yukarıya çıkmış oluruz, bize bir faydası dokunmuş olur. (bkz. Polyanna'cılık)

Okuyucuya not : Bilir misiniz bilmem, bu hastalığın adı Domuz Gribi değil, aslında Meksika Gribi. Meksika hükümeti, ülkenin imajının ve turizm gelirlerinin sekteye uğraması riskine karşı ilk kez bir domuz çiftliğinde görülen hastalığı tamamen domuzlara yıktı. Konuya farklı bir bakış açısı olarak domuz etinin sıkça tüketildiği ve ihraç edildiği Tayland'da ise hükümet, hastalığı ısrarla Meksika Gribi olarak adlandırıyormuş. Meksika ile Tayland arasındaki bu gerilime Amerika ve Rusya karışırsa yeni bir dünya savaşının eşiğine gelir miyiz? Böyle bir şey olursa, başbakanımızın gribe vereceği isim, savaşta hangi tarafı seçeceğimiz anlamına gelir. Savaş sonunda "Amerika kaybedince biz de kaybetmiş sayıldık" gibi cümlelere de rastlama ihtimalimiz var mı? Neden olmasın?

5 Kasım 2009 Perşembe

Yer yarılsa da içine girsek?













Hani yer yarılsa da içine girsek denilen anlar vardır. Utancımızdan kıpkırmızı olduğumuz anlarda ortadan kaybolmak için dilenen bir dilektir bu. Afrikalılar bu kadar utanılacak ne yaptı bilmiyorum ama Etiyopya'da toprak, durup dururken yarılmaya başlamış. 56 kilometre uzunluğunda ve 6 metre genişliğindeki çatlağın yeni bir okyanusun habercisi olduğu söyleniyormuş. Sanırım artık bölünme korkusu olan bir ülke daha var dünyada. Yalnız değiliz..

Format?


Şimdi akla gelecek ilk soru şu olacaktır :
- Peki arkadaş nedir bu "Aleniko's"un formatı?

Cevabı henüz bilmemekle birlikte (bu durum blog'un ani bir gaz sonucu açıldığı konusunda bir fikir verebilir) üzerinde yoğun bir şekilde uğraşıyorum. Formatsızlığın da bir format olduğunu göz önünde bulundurursak cevabın ne olacağını az çok tahmin edebilirsiniz..

WeLcoMe..!

Açılış



Tarih : 05.11.2009
Saat : 13:01
Yer : Ofis
Fikir : Herkesin bir blog sayfası var, benim neden olmasın?
Sonuç : aleniko.blogspot.com

Vatana millete hayırlı bir blog yetiştirmek hayaliyle kurdeleyi kesiyorum ve açılışı yapıyorum..